Arayan Mevlasınıda Bulur Belasınıda..

Cumartesi, Kasım 18

Hiç mi merak etmezsin..?


Miriba.
Arayıp soran var mı? Hiç olur mu desene.. Ne demişler: "Kim arar söyle kim arar, vefasız olanı kim arar." Evet o tam olarak ben oluyorum. Eskilere karşı vefa duygum çok az. Ama bu işimin değişmesiyle birlikte başladı. Pişman mıyım? Kesinlikle hayır.! Bensiz hayatın devam edeceğinin gayette farkındayım. Çünkü onlarsız ben devam edebiliyorum. Ters mantık evet.
Nerden çıktı diyeceksin tabi şimdi merak etmeler falan. O'nun yüzünden hep. Bu yazmalar da O'nun yüzünden. Kaç sene oldu ara vermiştim oysa. Sahnelere veda etmiştim. Hani şu 2 yılda bir sahnelere veda eden sonra da geri gelen Teoman varya aha onun gibi oldum. Kopamıyo insan sahne ışıklarından tabi:)) Eskiden bi laf vardı."Alkışlarla yaşıyorum" derlerdi. Ben alkış bile almıyorum oysa. Ama yaşıyorum.
Dönelim konuşmamıza.
Bu arada fon müzikte çalan Sancak. Alnının çatısından öpüyorum kardeşim seni. O'nun armağanısın bana.
Sancak gel bakıyım buraya. Söyle adın geçmişken..

Konuya dönelim..
-Beni hiç merak etmiyor musun?
-Ediyorum.
-Kaşımı gözümü falan (özet geçiyorum)
-Güzelliklerin hemen hemen hepsini gördüm. Ben cümlelerini merak ediyorum.
Evet abicim. Ben gözlerden önC sözlere vurulan bir adamım. Güzellik tabiki önemli ama ilk önC konuşmalara vuruluyorum. Gözlerimi kapatıp sohbet ederdim eski kız arkadaşlarımla. Şaka değil gerçekten. Bişey sorardım önC. Sonra kafamda en mantıklı cevabı bulurdum. Ve verdiği cevabın ona ne kadar yakın olduğuna bakardım. Saçma mı? Normal olduğumu söylememiştim zaten. Nereye varacak bunun sonu hiç bilmiyorum. Akışına bırakıyım di mi? Di oğlum di.
Mesaim bittibitiyor.org. Ama sevinemiyorum bile. Neden biliyomusun? Mesaideyim yarın ve görevlendirmeler var. Ve korkarım yine uzak diyarlar görünüyor bana. Şikayet etmiyorum. "Hikaye etmek, şikayet etmektir" deme sakın. Paylaşıyorum seninle. Fena mı ediyorum.? Bakalım bu sefer neresi çıkacak şansıma.

Allah'ım sen bana başarma gücü ver.
Sen bana dayanma gücü ver.
Sen bana güç ver.
Karşımdakilere de bana sabretme gücü ver.
Amin.


Öpüyorum Türkiye Bayrağından.
Herşey senin için..
Selam ve dua ile.

Cuma, Kasım 17

Sil baştan..


miriba.
Yine tekmeyi yedim..
Kaderimse çekerim.
Yallah şoför kardaş...

"Sanane" dedi.
"Senden nefret ediyorum" dedi.
Cevap bile vermedi.
Hatta, "Git" bile demedi.
Nedenini bile anlamadan bastı tekmeyi..

Yine acıdı. Ama geçer..

Hadise gel kızım. Roberto carlos baldırlım benim. Söyle bu kardeşine..



Öpüyorum gözyaşlarından.
Selam ve dua ile..

Ya ben öldüm, ya sen dirildin..


miriba.
Sevgi dolu gözlerini görür gibiyim. Hayal gücümün yine zirvesindeyim. Hep o gözlerin beni bu hallere soktu zaten. Bu aralar fazla romantik olduğumun farkındayım. Ama elbet bir nedeni var. Herşeyin bir nedeni olduğu gibi. Ne demişti Baba'm.!! "Adını Yiğit koyduysak bir nedeni var". Ne zaman demişti bunu peki. Henüz daha 7 yaşındayken. Peki ya şimdi? Eeehh.!! Dağıtma konuyu..
Başlık ne demiyorsundur umarım. Diriliş izledim üzerine afiyet. Anlamış olmalısın.. Anlamadıysan da anlatıyım. Ertuğrul obasına dönünC Halime hatun'un onu karşılama sahnesi varya. Heh işte ondan bahsediyorum. Beni duygulandırdı. Hasret dolu sarılmalar beni darmadağın eder. Halimenin onu görmesi ve yaşanan şu diyalog:
-Ya ben öldüm, ya sen dirildin Ertuğrul.
-Ne be öldüm, ne de sen dirildin Halime.
Kolay gözyaşı dökmem ben abicim. Hatta hiç dökmem nerdeyse. Tanırsın beni söylemiştim zaten. İçime akar gözyaşlarım benim. Küçüklüğümde çok ağlamışlığımdan olsa gerek. Kurudumu ne oldu pınarlar ben de bilmiyorum.
Hatta ben o sahneyi buraya yapıştırıyım. Canım çektikçe bakar izlerim dur.!
Dün akşam mesai bitiminde Yusuf'u aradım. Gel abicim al beni biraz gezeriz falan dedim. Aldı beni sağolsun. Nereye gidelim falan derken Yusuf işte. "Gel Fatih Camii'ne gidelim mübarek gece" dedi:)) Ben bu adamı beni frenlediği için çok seviyorum. Her insanın böyle bir arkadaşı olmalı benC. Yoksa da bulmalı hemen. E gittik tabi. Namaz çıkışı kapıda "Free Suriye" bayrağı açan suriyeli gençleri gördüm. Nevrim döndü.!! Kendi ülkensinde cihad etme şansın varken gelip burda bu hareketleri yapıyor olması çok sinirlendirdi. En büyüğünün yakasına yapıştım. "Bunu burda değil Halep'te yap. Türkmendağı'nda yap.İdlib'de yap. Afrin'de yap.! Ama burda yapma.!!" Kendimi kaybettim resmen. Allah affetsin. Benim arkadaşlarım,kardeşlerim ordalar sen gelmişsin bana burda kahramanlık gösterisi yapıyorsun. Varlıklarından rahatsız değilim yanlış anlaşılmasın. SadeC saçma kahramanlıklar sinirlerimi bozuyor. Anlatabildim mi? Aferin otur yerine şimdi..
Genel olarak aktaracaklarımız bu kadar. Anlık gelişmelerle karşında olacağım Karakutu'm. Burlarda ol. Bi yerlere kaybolma sakın. Görüşürüz:)
Öpüyorum Fatih Camii'nden.
Selam ve dua ile..

Çarşamba, Kasım 15

Sevgi neydi?.. Sevgi Emekti..


miriba.
Gözümün bebeği nasılsın? Ben de iyiyim. Merak edersin bilirim. Yorgun biten bir günün ardında kalanlarla yeniden karşındayım. Koca bir gün var hem de karşında saat 2'de başlayıp anca biten bir gün. Uykusuz hem de hee..!
Ne demişler
"yalanlarla,dolanlarla,
geçti ömür solanlarla.
Yıkılan duvarın altında kalanlarla."

Gecenin henüz saat 1'iydi sanırım. Yine kanlar içinde uyandım. Kaşım yine açıldı. E tabi soluğu hastanede aldım. Hemşire doktor seferberliği sonrasında kaşıma tekrar dikiş atılmasına karar verdiler. Dikiş yapılması esnasında gebermeyesiC'm ile yaptığım sohbeti anlatmıyorum. Malum özeldir. Seni ilgilendirmez. Hemşire'ye "dikmek yerine komple alsak olmaz mı?" sorum ve O'nun "olurmu öyle şey hiç Yiğit Bey hihihihih" demesi dışında herşey normaldi. Narkozun etkisiyle bayılarak uyumuş olmamı saymazsak doğru dürüst uyuyamadan ofise gittim sabah. Hem de aynı saatte he.
Günün en enteresan olayının başrolünde Kadriye vardı. Tanırsın canım işte bizim Kadriye. Yıllarca sevgilim olmuş sonra bizi birlikte bu işe sokmuş ve devamında evlenmiş gitmiş olan Kadriye. Ardından hiçbişey yapmadan baktığım güzel insan. Öyleyim arkadaş ben. Gidene tepki veremiyorum. Kimler gitti hayatımdan da tepki gösteremedim. Nedeni ne peki? Ayrılığın en zorunu yaşamış olmam. Detaya girmeye gerek yok, lafın tamamı gerizekalıya söylenir. Dönelim Kadriye'ye. Otururken geldi odama sonrasını aktaralım:
-Yiğit, yemeğe çıkmıyor musun?
-Birazdan çıkıcam.
-Birlikte gidelim mi?
-Olur tabi, neden olmasın..
Yemeğe Beşiktaşa gittik. Klasik yemek yediğimiz yer. Özel bir yer değil yani. Reklama gerek yok:)) Yemeğin ortasında bu bıraktı kaşığı çatalı başladı ağlamaya. O kadar tuhaf oldum ki anlatamam. Dinleyelim:
-Neyin var?
-Kötüyüm..
-Neden?
-Eşimle kavga ettik.
-Bana neden anlatıyosun?
-Hiçbir fikrim yok.
-Bana anlatma ve dahası kimseye anlatma.Düzelir.
Çünkü ikisini de severim. Her ne kadar eski hayatımızdan eşinin haberi yoksa da saygı duyarım. Ne olduğu hakkında zerre kadar fikrim yok ve inan umrumdışı. Bu tür konuşmaları yapması gereken kişi ben değilim. BenC yani..Bu ağlama sahnesi aynı şey gibiydi. Okul öğrencilerinin ya da sevgililerin kavgası sonrası zırlaşmalar gibi. Geçmişle yaşamayı seven biri değilim aslında. Sırf unuturum diye yazıyorum bunları. Hafızamdan korkuyor gibiyim sanki:))
Velhasıl uykusuz bir günün içinde yaşanacak en saçma anılardan birini daha yaşamış bulunuyorum. Ama etkilendim ve o yüzden yazdım. Yazmasamıydım yoksa lan? Yok yok yazmak iyidir. Rahatlatır insanı. Bu yazmalar olmasa delirir insan..
Aktaracaklarım bu kadar Karakutum..
Öpüyorum Uçuş Rota'ndan..
Selam ve dua ile..

Başlığı canın çekmiştir diye düşünerek ekliyorum. Bu kıyağımı da unutma he:)
son not: Resimdeki çocuk ne tatlı dimi? Evet..


Salı, Kasım 14

Acun Abi Almanyadan Geliyom Beatbox Yapçam.


miriba.
Akşam akşam beklemediğin bir anda geldim farkındayım. Türkiyenin gündemi zaten bu değil mi? "Bir geC ansızın gelebiliriz.!" E ben de bir Türk olduğuma göre benim de bu şekilde ansızın gelme hakkım var. Öylemi? Öylemi dedim olum.! He şöyle adam ol.
Başlık almanlarla ilgili olabilir. Ki ben almanları hiç sevmem. Alman mahkemelerini hiç sevmem.!! Ama bu beatbox yapan gurbetçi kardeşlerimizi severim. Candır,kandır,herşeydir onlar. Vatan hasretini damarlarında yaşayanlardır. Senden benden çok severler ülkelerini. Canları için canımı veririm. Şaka demiyorum veririm. Çabalıyorum ama olmuyor ayrı konu:)) Konu başka yerlere kaymadan normale döniyim.
Kısaca özetliycem durumu. Hangi durumu mu? Hemen konuya giriyim.
Babamın kertmesiyle tanıştık. Tanışmamızın 2nci günü evlendik. 4ncü günü boşanma talebiyle mahkemede aldık soluğu. Boşandık. Sonra tekrar barıştık ve imam kertmesi yaptık. Sonra boşanmadan ayrıldık. Ki beni kovdu resmen. Sonra yine barıştık. 2 ay sonra doğum yaptı. Nur topu gibi bir oğlumuz oldu. Adını Jeep koyduk. DNA testi istedim. Sonuçta bana hiç benzemeyen dört tekerli bişey vardı karşımızda. Haklıydım kendimC. 2 ay içinde bunları yaşadık. Kısacık bir 2 ay:)) Aklıma geldikÇe gülesim geliyor. Sen de gül istedim. İyi etmişmiyim? Kısaca özetledim durumu. SizC ben haksız mıyım hakim bey? Bu da mı gol değil he, bu da mı gol değil..
Son olarak istatistik her ne kadar bilim sayılmasa da blog istatistiklerime baktım bugün. Kim gelir, nerden gelir, nasıl gelir bi bakındım. Ve karşıma şu sonuç çıktı:
Günlük istatistiklerim bunlarmış.Polonyadan gelen 1 kişiyi inanılmaz merak ettim:)) Arama motoruna sağlık. Seni de bulucam Polonyalı gurbetçi, seni de bulucam..
Öpüyorum kirpiklerinden.
Selam ve dua ile..

Pazartesi, Kasım 13

Gökkubbemin Hoş Sedası.

Merhaba bayım.
Günlerden bir gün bugün.
Sizinle karşılaştığım andan beri, bir tuhafım sanki. Gülüşüm, üzülüşüm. Bir tuhaflık var bende bayım. Bazen daha anlamlı ve bazen bomboş bir algı kaplıyor sizi düşünürken. Kara deliğin içine düşmüş gibiyim bayım. Adınız bana arka arkaya sigaralar içirtiyor. Sorumlusunuz bayım, ciğerlerime doluyorsunuz, bilirim sizinkine gökyüzü dolar. Sizi gördüğümde bir şey oluyor bayım, anlatmak istediğim ama sanki hep yanlış kelimeler seçtiğim bir şey. Yanınızda bazen çığlık çığlığa bağırmak istiyorum, sadece bağırmak. Bayım sizde bir şey unutmuş gibiyim hep, geri dönmek için nedenler arıyor sorumlu yerlerim.
Pardon Bayım ,
Yanınıza oturmak istiyorum sadece.
Yemin ediyorum bir tek ses bile çıkarmayacağım.
Bayım gülmeyin öyle, öyle gülerseniz siz
Ölmek denen şey dolar ceketimin ceplerine.
Siz iyisimi kimseye gülmeyin öyle.
Kokunuz bayım, kokunuz..
Parfümünüzün reveransı beni adeta size doğru çekiyor.
Biraz sinse sanki tenime , iğfal edecek benliğimi.
Bir parça daha yaklaşsam size ,
Ayıp olmaz değil mi maziye?
Yapmayın, içmeyin işte o kahveyi öyle
Şeker olup içine düşesim geliyor bayım,
Dudaklarım kahve sıcağı olup, dudaklarınıza uzanmak istiyor.
Boğazınızdan sıyrılıp, kalbinize kaçasım geliyor.
Elimi sarıp boynunuza, dudağınızın üzerindeki o çizgide dans edesim geliyor.
Neler diyorum ben bayım!?
Varlığınızdan çekiniyorum bazen bayım,
Yokluğunuzsa yaşadığım en büyük utanç gibi.
Her şey olun ama yok olmayın bayım.
Yoksunluk en aciz duaların edildiği boşluktur,
Siz bayım, varlıkların içinde hiçliklere gömmeyin beni,
Belki kurtarmazsanız, boğulurum.
Ürkeksiniz bayım,
Size dokunduğumda bunu söylüyor teniniz, tenime
Çok fazla konuşmamamızın nedeni işte bu bayım,
Teniniz ile tenim, öyle şeyler anlatıyorlar ki birbirlerine,
Biliyorsunuz işte bayım, saatlerce anlatabilecek kadar aslında.
Biliyorsunuz beni.
Sakallarınızı kıskanıyorum bayım,
Yüzünüzün en güzel yerinde, çene çukurunuzda uyumak istiyorum.
Gülerseniz düşerim biliyorum, sakallarınıza tutunmak istiyorum.
Öyle böyle değil bayım,
Bildiğiniz gibi değil.
Bayım siz kapıyı kapatırken,
Tüm şehir üstüme devrilecek gibi oluyor,
Koca bir yıkıntıdan çıkıyorum defalarca.
Bir şey daha var bayım,
Gözleriniz gözlerime değdiğinde,
Gelmiş geçmiş en güzel şarkıyı söyleyecek gibi oluyorum.
Söylemek demeyelim buna biz,
Siz bana güldüğünüzde bayım, ağzım
Ağzım gelmiş geçmiş en güzel şarkıyı kusacak gibi oluyor.
Bayım öyle meraklıyım ki biten çayınızı doldurmaya,
Midenize gidecek yemeklerin tuzunu belirlemeye
Bayım iyice saçmalıyorum ama, saçınızı şampuanlamak istemem;
ne tür bir manyak olduğumu mu kanıtlıyor?
Sadece bir tuhafım bayım.
Tutsam birden elinizi, hiç ummadığınız bir anda,
Sımsıkı,
Tüm sandallar batacak gibi,
Sahipsiz kalmış tüm kediler gibi,
Bir öpücüğünüz için kilometreleri aşacak daimi bir özlem var içimde,
Gitmem gereken yerler var bayım,
Sesiniz tarafından çağrılmadığım anlarda bile,
Sanki hep size gelecekmişim gibi hissettiriyor adresiniz beni.
Sizinle uyumak diye bir şey var bayım,
O kadar rahatım ki ellerim ayaklarım nerede olacaklarını biliyorlar
Uykuya daldığınızda yavaşlayan nefesiniz,
Beni huzurlu kılıyor bayım,
Rüya görmek yerine, sizi görmeyi tercih ederim.
Sizinle uyanmak diye de bir şey var bayım,
Bir elim kalbinizde, bir elim elinizi tutuyor,
İşte o an bayım, tam o an ölmek istiyorum.
İlmek ilmek, ölmek istiyorum.
Ederim ne kadar sizde bayım,
Olurumu hiç düşündünüz de hesapladınız mı?
İlişkilerin matematiğini çözemem ben bayım,
Sizle beni topluyorum, sonuç istemiyorum
Bir tek topluyorum bayım,
Ve bazen sizi kaşındırmasın uyurken diye, saçlarımı da topluyorum.
Hani gıdıklanıyorsunuz ya bayım,
Kahkahalar atmak istiyorum tüm İstanbul'a
Gülüyor diyorum, gülüyooor!
Siz hep gülün bayım.
Bir kerecik daha gülersiniz değil mi bana?
Aksi halde ağlamak eylemi inkar edemeyeceğim şartlar koşar bana.
Tebessümlerimizi bir kumbarada biriktirelim bayım,
En kötü anlarda hiç olmadı onları çıkarır kullanırız,
Ne siz kızarsınız bana, ne ben büzerim dudaklarımı,
Ne zaman gitmek isteseniz bayım, gelişinizi hatırlasanız
Gitmemenize babanneler bulmak için yaşayabilirim.
Bayım sizinle şarap içmeyi sevmemin nedenleri var,
Bir değil bayım, bin sarhoşluğa bedeldir ellerinizle dudağımı silmeniz
Ölmek yerine yaşamak istiyorum bayım o an,
Sizi yaşamak.
Ellerinizi öpmek, öpmek, öpmek.
Sizi kafama dikmek istiyorum bayım,
Söz veriyorum bir damlanızı akıtmam ağzımdan.
Dudağınızın kırmızısı yaklaşıyor ya hani dudağıma,
Kalbimin bpm'ine bir şey oluyor bayım.
Sizin dışınızda hiçbir etkiye, tepki vermeyen o kalbime bir şey oluyor.
Kırmızı bayım, ikimiz gibi.
Bayım kaydıraktan kayarken tanıdım sizi ben,
Yatağınızın boşluğuna düştüğümde sizi uyandırmaktan korktuğumu farkettiğim an da anladım size hiç kıyamadığımı,
Uyumadan önce ışığı kapadığınızda karanlıktan suratınızı göremediğimde anladım yüzünüzü ne kadar özlediğimi,
Kapınızda beklerken anladım bayım, siz yokken üşüyormuşum ben,
Hatırlar mısınız bayım, ilk gün- sahilde oturduğumuz o ilk gün, daha soğuktu.
Üşümemiştim sizin yanınızda bu denli, siz içimi ısıtıyormuşsunuz bayım.
Kapınızda titreyerek bir paket sigara içtiğimde anladım.
Omzunuza kafamı saniyesinde yerleştirip, en rahat yeri bulduğumda anladım bayım,
altı yastıkla uyurken, omzunuzdan başka bir şeye ihtiyacım olmadığını anladığımda oldu olan.
Ben sizi gülüşünüzden tanırım bayım,
Mimiklerinizin her git-geline perdeler açar kapatırım.
Alkışlar tutarım en önden.
Ben size hep yenileceğimi ilk günden anlamıştım zaten bayım
Tavlada beni yendiğinizde biliyordum, defalarca yenilecektim size.
Aldım sizi koltuğumun altına bayım, korkmadan
Çılgın gibi, deli gibi mütemadiyen yenilecektim size her seferinde.
Pişmanlık teğet bile geçmedi bayım.
Tıpkı bana dediğiniz gibi, korkmadım size aşık olmaktan.
Bayım şarap içip gökyüzünü izlerken takıldı benim gözüm gülüşünüze,
Aramızda yirmi santim varken elleriniz geldi dudağıma bir yudum şarabı silmek için,
O an bayım, o an tanıdım ben sizi.
Bu yüzden işte bayım,
Normal şeyler beklemeyin benden, tuhafım bu sıralar ben.
Kaç kadının sahnesine çıktınız bilemem bayım,
Kaç perde oynadınız,
İnişleriniz nasıl oldu bilemem,
Alkışlar mı aldınız, yuhlandınız mı
Bilemem bayım.
Bilmek dahi istemem bayım.
Tüm İstanbulun perdelerini çekelim üzerimize,
Güneşin zerresi değmesin teniniz ile tenime
Bayım sizin sesinizden başka tek bir ses olmasın,
Ve eminim gülüşünüz beni güneşin en sıcak halinden daha fazla aydınlatır.
Kapatın radyoyu bayım, sarılayım gırtlağınıza
Bir şarkı seçin, bağıra-çağıra suratıma
Küfreder gibi söyleyin bana.

Öpüyorum yazı karakterinden...
İyi akşamlar..

Siyah Mezarlık..


miriba.
Günaydın ve iyi haftalar çekirgelerim. İyiyim, sormayın nasılsın diye.! Aşırı dozda "Model" aldım.300 km boyunca tek dinlediğim şarkıcı Model'di. Şöyle ki;

Affet bu gece ölmek istedim
Siyah bir mezarlık olmak istedim
Karanlığı elimle yırtmak istedim
Seni çok özledim..

Çok istedim bu geC şarampole uçmak
Ellerimle kendi mezarımı kazmak
Elimden gelip oturup ofiste
Sana yazılar yazmak.!

Konuya dönecek olursak eğer, uzun yolda dinlenecek en aykırı şarkılardan biridir "Siyah Mezarlık". Hani her gördüğün viraja dalasın, her gördüğün şarampole yuvarlanasın gelir. Benim geldi ordan biliyorum. Ama yaptım mı? Tabiki Hayır.! Ben bu ülkeye daha çok hizmet edicem. Ben ya ben.!!
Hayallerimi yine içime gömüp, içime çektiğim buram buram Anne kokusu ile mesaime başlıyorum. Söyledim zaten gidiyorum anacığıma diye. Yoksa söylemedim mi? Söyledim boğlum.!
Hep aşırı oksijenden bu saçmalamalarım.
Gidiyim ben. Vatan hizmet bekler..

Öpüyorum Atakule'nden..
Selam ve dua ile.

Unutmadan şarkının orjinali ahanda burda. Merak edersin diye ekliyorum. Merak etmiyorsan sen bilirsin. Umrumdışı..



Cuma, Kasım 10

Durduralım O Zaman...İnecek var.!


miriba.
Naber kuzen? Ben de iyiyim. Kötü olmam için bir sebebim yok. Henüz bir Jeep alamadım ama eldeki ile idare edebiliyorum:)) Kazasız belasız yolculuk diler gözlerinden öperim.

Evet. Neyi durduruyoruz? Tabiki zamanı. Ama nerde? Biraz kafa patlatalım işte ona..
Nerde durdurucaz zamanı:
Çanakkale?
Zürich?
Sakarya?
İstanbul?
Hakkari?
Bakü?
Moskova?
Berlin?
Şam?
Türkmendağı?
Gazze?
Nerde durduracaksın arkadaş.! Daha onu bile bilmiyorsun.
Ama biliyorum aslında Zürich'te durdurucam ben zamanı. Gitmiyorum ben bir yere diyeceğim bağıra bağıra. Ama olmuyor tabi. Hayal kurmaya da engel yok ya.!
Haftayı bitirdik kazasız belasız. Ona şükür. Yurtdışı görev primlerimizi de aldık. Oh mis:))

Kim gelsin? maNga tabi. Gelin çocuklar buraya. Hayallerime tercümanlık edin biraz. Ben az söylüyorum siz çok anlatın. Anlatın işte arkadaş ya, yormayın beni daha fazla..

Öpüyorum göz kapaklarından.
Selam ve Dua ile..


Perşembe, Kasım 9

Çaktırmadan yaşıyorum..


Aşk ile yürüyen sırtında dünyayı taşır, Aşk'sız yürüyen, beden diye ceset taşır.

Öylemidir?
Elbette..
Ruh halim yine duygusal. Selam bile veresim yok ama işyerimdeki arkadaşlarımın kabahati olmadığından çaktırmıyorum. Çaktırmadan yaşıyorum zaten hayatı. Sevdiğime çaktırmıyorum, aileme çaktırmıyorum, arkadaşlarıma çaktırmıyorum. Herkese göre normal sayılabilirim. İki ayrı ben varmış gibi. İş arkadaşlarım bir keresinde bana şöyle bir tanımlama yapmıştı; "Birlikte yaşaması çok zevkli ama birlikte çalışması inanılmaz zor birisin." Neden? Çünkü söz konusu iş olduğunda kendimi ben bile tanıyamıyorum. Yapıştırılan sıfatları sıralayalım.
-Başarılı.
-Aşırı Ciddi.
-Duygusuz.
-Sinirli.
-Hedef odaklı.
Bana soracak olursan eğer ki hiç sanmıyorum soracağını:)) İyi insanım ben. Ne demiş Eliot. Eliot gel oğlum buraya.."İyi insan ol, fakat bunu kanıtlamak için uğraşma". Teşekkürler Eliot oturabilirsin. Kimse demiyor ki bu adam neden böyle. Demesin zaten.
Az önce performans raporlarımız verildi.
Son raporlardan bu yana performansımda yükseliş var. Çaba bile sarfetmiyorum. Neden? Çünkü severek yapıyorum. Daha fazlasını yaptığımı fark etmiyorum bile. Daha fazla istiyorum. Daha fazla..Daha fazla.. Bir tek sana anlatıyorum bunları. Neden? Çünkü yok olup gitmesini istemiyorum bu hissin. Baktıkça buraya hatırlamak istiyorum.!
Haftasonunu iple çekiyorum sebastian. Anacığımı özledim. Gitmek kokusunu almak istiyorum. Neydi Anne kokusu? Soğan? evet soğan.:)) Elleri hep yemek kokar anamın. Özledim soğan kokunu anacım. Geliyim bi kurufasülyeni yerim. Zaten kış ayı eminim yaparsın:))

Konuyla hiç alakası yok ama Nasreddin Hoca ne demiş?
Kendisinden dinleyelim. Gel Nasreddin..
"Ağzında sakız varken tuvalete girme, biri görürse yanlış anlar."

Öpüyorum Çanakkale Boğazından.
Selam ve Dua ile..